Yaklaşık 60 yıl önce, özellikle Amerika Birleşik Devletleri'nde sokaklarda koşmak, sporcu olmayan sıradan insanlar için tuhaf karşılanan bir durumdu. Koşu, o dönemde daha çok atletler ve boksörlerin antrenman programlarında yer alan bir aktiviteydi. Günümüzde ise koşu, milyonlarca insanın günlük yaşamının ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.
Bu sporun küresel bir fenomene dönüşmesinde Yeni Zelandalı koşu antrenörü Arthur Lydiard'ın önemli bir rolü bulunmaktadır. Lydiard, elit sporcular yetiştirmenin yanı sıra, sıradan insanların sağlığı için de koşunun faydalı olabileceği fikrini savunmuştur. Bu düşünce, 1960'ların başında Auckland Joggers’ Club'ın kurulmasına öncülük etmiştir. Bu kulüp, farklı yaş gruplarından ve farklı sağlık durumlarına sahip insanları bir araya getirmiştir.
Lydiard'ın fikirleri, 1962'de Yeni Zelanda'yı ziyaret eden University of Oregon atletizm antrenörü Bill Bowerman tarafından da benimsenmiştir. Bowerman, ülkesine döndüğünde Eugene kentinde benzer bir kulüp kurma girişiminde bulunmuştur. Yerel gazeteye verdiği ilanla, daha sağlıklı olmak isteyen insanları üniversitenin sahasına davet etmiş ve ilk buluşmaya 200'den fazla kişinin katılmasıyla bu hareket büyük ilgi görmüştür. Eugene, bu sayede ABD'deki jogging hareketinin doğduğu yerlerden biri olarak kayıtlara geçmiştir.
Zamanla koşu, özel atletizm yeteneği gerektiren bir spor olmaktan çıkarak gündelik bir egzersiz biçimi olarak sunulmaya başlanmıştır. Bu akıma doktorlar da katılmış ve Bowerman, kardiyolog W. E. Harris ile birlikte 1966'da 'Jogging' adlı bir kitap yayımlamıştır. Kitapta, farklı yaş ve kondisyon seviyelerindeki insanlara yönelik koşu-yürüyüş programları önerilmiştir. Hareketli bir yaşamın sağlığı kolaylaştırdığı fikrini savunan bu yayın, günlük koşunun ABD genelinde yayılmasına katkıda bulunmuştur. 1960'larda garip karşılanan jogging, 1970'lere gelindiğinde yaygın bir moda haline gelmiş ve günümüzde küresel bir spor aktivitesi olarak popülerliğini sürdürmektedir.