Enflasyon oranlarındaki değişimler, özellikle baz etkisinin anlaşılması noktasında kamuoyunda kafa karışıklığına yol açmaktadır. Ağustos ayında aylık enflasyonun yüzde 1,84 olarak açıklanmasıyla yıllık enflasyon yüzde 31,51'e gerilemiş, eylül ayında da benzer bir oranla yıllık enflasyon yüzde 29,73'e düşmüştür. Bu durumun ekim ayında da devam etmesi halinde yıllık enflasyonun yüzde 28,82'ye inmesi beklenmektedir. Bu hesaplamalar, bir önceki yılın aynı dönemlerindeki yüksek enflasyon oranlarının, mevcut düşük oranlarla karşılaştırılmasından kaynaklanmaktadır.
Ancak bu matematiksel etkinin ters yüzü de bulunmaktadır. Kasım ayında aylık enflasyonun yüzde 1,84 olması durumunda yıllık oran yüzde 30,06'ya, aralık ayında ise yüzde 31,28'e yükselecektir. Bunun nedeni, geçen yılın kasım ve aralık aylarında enflasyonun sırasıyla yüzde 0,87 ve yüzde 0,89 gibi daha düşük oranlarda gerçekleşmiş olmasıdır. Ekonomide baz etkisi, duruma göre hem enflasyonu düşürücü hem de yükseltici bir rol oynayabilmektedir.
Önümüzdeki üç aylık döneme bakıldığında, 3 Kasım'da açıklanacak ekim enflasyonunun yüzde 1,5 ile 2 arasında gerçekleşmesi öngörülmektedir. Bu durum, yıllık enflasyonun yüzde 28'li seviyelere gerilemesine katkı sağlayacaktır. Ekonomi yönetiminden, Orta Vadeli Program'da öngörülen yüzde 28,4 ve Merkez Bankası'nın yıl sonu için belirlediği yüzde 28'lik tahmine ulaşılacağına dair açıklamaların gelmesi beklenmektedir. Uygulanan sıkı para ve maliye politikalarının sonuç verdiği vurgulanacaktır.
22 Ekim'deki Para Politikası Kurulu toplantısında faiz indirimi beklentisi de bulunmaktadır. Mevcut politika faizinin yüzde 37, yıllık enflasyonun ise yüzde 29,73 olması, aradaki farkın faiz indirimi için bir gerekçe olarak kullanılabileceği yorumlarına yol açmaktadır. Bu bağlamda, 100 baz puanlık bir faiz indirimi öngörülmektedir. Ardından, enflasyonun ana eğilimine, beklentilere ve dezenflasyon sürecine ilişkin açıklamaların yapılması muhtemeldir.
Kasım ve aralık ayları, enflasyonla mücadelede yılın en zorlu dönemleri olarak öne çıkmaktadır. Aylık enflasyonun yüzde 1'in altına indirilip indirilemeyeceği sorusu önem kazanmaktadır. Akaryakıtta kademeli ÖTV artışlarının devam etmesi, bu hedefe ulaşılmasını güçleştirmektedir. Kasım ve aralık aylarında motorin ve benzine yönelik ÖTV artışlarının pompa fiyatlarına önemli ölçüde yansıması beklenmektedir. Bu artışların, yalnızca araç sahiplerini değil, nakliye, üretim ve dağıtım gibi pek çok sektörü etkileyerek maliyet baskısını artırması öngörülmektedir.
Geçen yılın aynı dönemlerinde bu denli belirgin bir akaryakıt vergisi artışı yaşanmamış olması, bu yılki tabloyu farklılaştırmaktadır. Sadece vergi kaynaklı artışlar dikkate alındığında bile, kasım ve aralık aylarında aylık enflasyonun yüzde 1'in altına inmesi zor görünmektedir. Bu durumun gerçekleşmemesi halinde, yıllık enflasyonun yeniden yükselişe geçerek yüzde 30 bandına ulaşması söz konusu olabilir.
Ekonomi yönetimine, ekim ayında yıllık enflasyonun 29'un altına inmesiyle yapılacak başarı odaklı açıklamalara karşılık, kasım ve aralık aylarında enflasyonun yeniden yükselmesi durumunda nasıl bir yol izleneceği sorusu yöneltilmektedir. Enflasyon düşerken elde edilen başarıların politikalara yazılıp, yükselirken sorumluluğun dış gelişmelere yüklenmesinin tutarlı bir yaklaşım olmadığı belirtilmektedir. Ekonomide objektifliğin, hem başarı hem de başarısızlık durumlarında sorumluluğu doğru analiz etmeyi gerektirdiği vurgulanmaktadır.
Merkez Bankası Para Politikası Kurulu'nun ekim ve aralık toplantılarındaki faiz kararlarının, bu analizler ışığında değerlendirilmesi gerekmektedir. Sıkı para politikasının sadece bir söylem olmanın ötesinde, gerektiğinde zor kararlar alabilmeyi gerektirdiği ifade edilmektedir. Enflasyon beklentilerinin bozulduğu, maliyet baskılarının arttığı ve ciddi risklerin bulunduğu bir ortamda alınacak faiz kararları, sıkı duruş söyleminin ne kadar karşılık bulduğunu gösterecektir.