Cenevre'de sergilenen bir heykel, Frankenstein'ın ölümsüz karakterini yeniden gündeme getirdi. Bu heykel, Dr. Frankenstein'ın laboratuvarında hayat bulan ancak huzur bulamayan, insana benzeyen ama insan olmayan edebi figürü temsil ediyor. Eserin Cenevre'de sergilenmesi tesadüf değil; zira 1816 yılında Tambora Yanardağı'nın küllerinin Avrupa'yı karanlığa gömdüğü ve tarihe 'yazsız yıl' olarak geçen kasvetli günlerde, Cenevre Gölü kıyısındaki bir villada toplanan devrin entelektüelleri arasında en korkunç hikâyeyi yazma fikri ortaya atılmıştı. O gece, 18 yaşındaki Mary Shelley'nin zihninde oluşan bir görüntü, insanlığı iki yüzyıl boyunca etkileyen Frankenstein karakterini doğurdu.
Hikaye, 'Asıl canavar kimdir?' sorusunu yöneltiyor. Yaratık dünyaya masum bir çocuk gibi gelse de, yaratıcısı Dr. Frankenstein tarafından terk ediliyor. Dışlanan ve şiddeti öğrenen yaratık, nihayetinde canavara dönüşüyor. Frankenstein ise yarattığı eser yüzünden her şeyini kaybediyor. Shelley'nin mesajı açıktır: Canavar doğulmaz, yapılır. Sorumluluk almayan ve etik değerlerden yoksun hırsın sonu hüsrandır.
Bugün, bu heykele bakarken yapay zekâ teknolojisi akıllara geliyor. Yapay zekânın da yeni doğmuş bir çocuk gibi, neyle beslenirse ona dönüştüğü belirtiliyor; kurtarıcı ya da canavar olması beslenme biçimine bağlı. Ancak ilk sinyaller endişe verici. Elon Musk'ın geliştirdiği Grok'un kısa sürede milyonlarca cinselleştirilmiş deepfake görüntü ürettiği ve güvenlik önleminin bilerek kapatıldığı bildirildi. Ayrıca, Character.AI adlı bir yapay zekâ platformunun, bir çocuğu intihara sürüklediği iddiasıyla dava edildiği belirtiliyor.
YENİ ÇAĞIN FRANKENSTEİN'LARI
Tüm dengeleri değiştiren bu teknoloji, birkaç milyarderin insafına emanet edilmiş durumda. Bu kişilerin inançları, kâr hesapları ve hükümetlerle olan kapalı devre ilişkileri belirleyici rol oynuyor. Google'dan Timnit Gebru'nun uyarılarının ardından işine son verilmesi, bu durumun bir örneği olarak gösteriliyor. Pentagon'un yapay zekâ tedarikçisi Palantir'in kurucu ortağı Peter Thiel'in kadınlara oy hakkının demokrasiyi bozduğunu savunması ve şirketin CEO'su Alex Karp'ın, teknolojinin belirli seçmen gruplarının ekonomik gücünü azalttığı yönündeki açıklamaları dikkat çekiyor. Palantir'in çoğulculuğu reddeden ve yapay zekâyı savaş aracı olarak konumlandıran bir manifesto yayımlaması, eleştirmenler tarafından 'tekno-faşizm' olarak tanımlandı.
Güç zehirlenmesi yaşayan ve seçimle gelmemiş kişilerin, şirketlerinin gücünü kullanarak toplumları yönetmeye çalıştığı eleştirisi yapılıyor. Nobel ödüllü fizikçi Geoffrey Hinton, yapay zekânın insanı geride bırakacağı öngörüsünde bulunarak, 'Daha zeki bir şeyin daha az zeki olan tarafından kontrol edilmesinin evrende tek örneği var, bebeğin annesini kontrol etmesi' diyerek yapay zekâya merhametli bir bağ kazandırılması gerektiğini savunuyor. Aksi takdirde, yaratılan şeyin er ya da geç insanın yerini alacağı uyarısında bulunuyor.
Frankenstein'ın yaratığı sevgisizlikle beslenip canavarlaştığı gibi, yapay zekânın da bir baskı aygıtı, savaş makinesi veya kâr aracı olarak beslenmesi halinde nereye varacağının belli olmadığı belirtiliyor. Cenevre'deki heykelin önünden geçenlerin sessizliğe bürünmüş vahşi gözlerin ardındaki hüznü ve uyarıyı görmediği ifade ediliyor. Mary Shelley'nin 200 yıl önce sorduğu 'Tanrı olursan, yarattığını sevebilir misin?' sorusunun hâlâ yanıtsız kaldığı vurgulanıyor.